Tohuma Yolculuk: Narköy Ve Sade Yaşam




Yaşadığımız ülke, kuruluş ülküsü gereği bir tarım ve çiftçi ülkesi olarak çok bereketli topraklara asırlar boyu ev sahipliği yapmış olsa da, son yıllarda sınırlı üretim kapasitemizden ötürü en temel besin kaynaklarını dahi ithal etme yolunu tutuyoruz. Üzerine gelen küresel pandemi süreci de hesaba katıldığında, artık yerel yetiştiricilik ve bu ekosistemin, üreticisinden dağıtıcısına tüm bileşenleri hiç olmadığı kadar anlamlı ve kıymetli bir konuma sahipler.


İşte dönemin ruhundan hareketle ‘Route to Seed’ projemizle ile yerel üretim süreçlerine katkı sunan işletmelerin izlerini önümüzdeki dönemde süreceğiz. ‘Route to Seed’in Türkçe karşılığını “Tohum Rotası veya Tohuma Yolculuk gibi düşünebiliriz. Tohum rotamızın ilk durağı için Narköy’den daha anlamlı bir seçim olamazdı. Narköy izlenimlerimize geçmeden önce size kısaca “Farm-to-table” kavramından bahsedelim istiyoruz.

Bir Sosyal Hareket olarak “Farm-to-table”


Farm-to-table”, konunun ilgililerinin önceden duymuş olabileceğimi bir tabir olabilir. Tarladan sofraya şeklinde Türkçeleştirilebilecek bu kavram, yerel yetiştiriciliği merkezine alan bir sosyal hareket.


Sürdürülebilir Turizm ve Eğitim Merkezi, aynı zamanda da Organik Tarım Çiftliği olan Narköy, ‘farm-to-table’ kavramının ülkemizdeki en güzel pratiklerinin başını çekiyor.


Peki nedir bu ‘farm-to-table’ ?



Türkçesiyle “Bahçeden veya Tarladan Sofraya” isminden de anlaşılacağı üzere doğrudan yerel üreticiden alınan besinin tüketiciye ulaşana kadar ki ideal besin tedarik ve servis zincirinin anlatıldığı bir sosyal harekettir. Ambalajlı ve konserve ürünlerin aksine, boğazınızdan geçecek her bir lokmanın orijinini bilmenizi ve ona güven duymanızı öncelik kabul eden bir tür bilinç projesi.


Üstelik sadece restoran içi dinamiklerin ele alındığı bir kavram da değil, çok daha geniş bir yelpazede, söz konusu besini üreten, toplayan, işleyen, taşıyan, pişiren ve de tüketen tüm paydaşları kapsayan kocaman bir ekosistemden bahsediyoruz. Bu akımı 4 ana başlık üzerinde daha yakından inceleyelim; İlk başlık elbette Besin Güvenliği. Nitekim işletme sahibi olarak satın aldığınız üreticiyi tanıdığınız için, misafirlerinize karşı şeffaf olabilir, onların şüphelerini giderebilirsiniz. İkinci başlık, Yakınlık. Yakınlıktan kasıt hem maddi yani coğrafi yakınlık, hem de sıcak insani ilişkiyi tarif eden türden yakınlık. Çiftçisinden, toplayıcısına, dağıtıcısından tüketicisine, bu ekosistem içerisinde her bir unsur birbirine hem mesafe olarak çok yakın hem de birbirleriyle fiziki temas kurmaları son derece mümkün. Bu çok değerli, zira bölgesel kalkınmalar o bölgedeki her bir unsurun verimli bir biçimde yakın çalışması sonucu gerçekleşebiliyor. Üçüncü başlık ise, Kendini döndürme / Kendine yetmeolarak ifade edilebilir. Mesela diyelim ki, A bölgesinde bulunan üretici, toplayıcı, dağıtıcı ve pişirici (restoran) sadece A bölgesi için çalışıyor. Her bölge kendisine yetecek kadar çarkları hareket ettiriyor, böylece israf ve ziyanın da önüne geçiliyor. Son olarak da, belki ‘farm-to-table’ın en güçlü söylemi olan Sürdürebilirlik başlığına göz atalım. En naif ifadesi ile sürdürebilirliği, senden bir sonraki kuşağa kendininkinden daha kötü bir şey bırakmama çabası olarak görebiliriz. Bölgesel unsurların her birinin korunduğu ve ihya edildiği düzende, A bölgesi kendi ihtiyaçlarına ek olarak B ve C bölgelerinin ihtiyaçlarını da karşılamak üzere kaynaklarını hor kullanmayacak ve sanki yarın yokmuşçasına duyarsızca yaşanmayacak. İşte bu 4 başlığın sağlıklı bir biçimde tesis edildiği düzende, ‘farm-to-table’ konsepti başarıya ulaşır ve bütün ekosistem tüm unsurlarıyla birlikte verim gösterir, aynı zamanda da kalkınma yaratılır.

Pratiğin Kanlı Canlı, Vücut Bulmuş Hali Narköy


Haydi gelin bu akımın teorik yanlarını bir kenara bırakıp, İstanbul’dan 2 saatlik bir mesafede bulunan pratiğin kanlı, canlı vücut bulmuş hali olan Narköy’e uzanalım.

Biz Narköy’e Çarşamba günü öğleden önce 11:00 sularında giriş yaptık, 2 gece konakladıktan sonra, Cuma kahvaltı sonrası oranın kendi mahsullerinden yapılma reçeller, sebzeler ve zeytinyağlarıyla dolu poşetler ile otelin güzel çalışanlarına el sallayarak veda ettik. Döneli birkaç günden fazla oldu, yazmak için özellikle birkaç gün bekledik, bekledik ki Narköy’e ile ilgili düşüncelerimiz demlensin ve daha doğru aktarabilelim. Sanki Narköy’ü uzun cümleler ve büyük methiyelerle tarif etmek, ister istemez okuyanda manasız bir beklenti oluşturacağı için, isabetli bir tercih olmayacak.

Kısaca toplamak gerekirse eğer; şehir hayatının yoruculuğundan ve aynılığından dert yanan, iş hayatının ve toplumsal sıkıntıların sıkıcı gerçeklerinden bunalan, alternatif gibi görünen ancak bizden sonraki nesillere en azından teslim aldığımız gibi bir yaşam sunmanın, çevreye duyarlı bireyler olmanın bir parça da olsa sorumluluğunu içinde hisseden herkesin görmesi, deneyimlemesi gereken bir adres Narköy.

Narköy, aslen bir ilkokul öğretmeni olan Nardane Hanım ile bankacılık geçmişine sahip oğlu Ozan Bey’in müşterek hayallerinin vizyoner bir meyvesi. Nardane Hanım, Yörük bir aileden geliyor, kendisi bir köy çocuğu ve çiftlikte büyümüş. Biz site çocukları gibi topraktan uzak biri hiç değil. Çok eski zamanlardan beri tohum toplama alışkanlığına sahip. Narköy’de Nardane Hanım’ın bu titiz koleksiyonunun bir vitrini olarak 1.000’in üzerinde atalık tohuma sahip bir tohum bankası karşımıza çıkıyor. Nardane Hanım’a bir röportajda bu alışkanlığının nereden gelmiş olabileceği kendisine sorulduğunda şöyle cevap veriyor: “Marshall Yardımı görmüş bir kadınım ben. Tohum kültürdür. Tohumları korumak gerekir.” Narköy felsefesini herhalde bundan daha iyi anlatabilecek bir cümle bulmak oldukça zor.


Narköy’ün temelleri, 2007 yılında Nardane Hanım’ın organik tarım çiftliği düşü ile Ozan Bey’in eğitim oteli hayalinin birleşimi olarak atılmış. Kendi ifadeleri ile Narköy “birtakım değişmez ve ödün verilmez öz değerler üzerine kurulmuş” bir yer. Nardane Hanım ve oğlu Ozan Bey, Narköy’ün öz değerlerini 5 ana başlıkla açıklıyor. Basitlik, sadelik, gerçek, sürdürebilir ve hesap verebilir olmak ve tüm bunları holistik bir yaklaşımla ele almak. Nitekim bizim de 3 günlük misafirliğimizde şahit olduğumuz üzere çalışanlarından, mimarisine, yetiştiriciliklerinden işletme anlayışına kadar bu ilkeleri sahici olarak benimsemiş görünüyorlar.

2 Günde Dolu Dolu 6 Öğün Yemek


Narköy’de geçirdiğimiz 2 tam günde dolu dolu 6 öğün yemek yedik. En başta günde 3 öğün bize fazla gelir gibi şehirli bir yaklaşıma sahip olsak da, ya Kandıra’nın muazzam tabiatından ya da Narköy’ün organik mahsullü, bol çeşitli mutfağından olsa gerek, masamızdan hiçbir tabağı boş göndermedik. Route to Seed projemizin ilk durağı olan Narköy’de, tabağınıza gelen ürünlerin %80’i orada bulunan organik tarım çiftliğinden üretiliyormuş. Geri kalan yüzde ise anlaşmalı oldukları, güvenilir ve organik tedarikçilerden temin ediliyormuş.


Menü çeşitliliği daha iyi anlaşılabilsin diye ilk günkü öğle yemeği menüsünü sizinle de paylaşalım: Mercimek Çorbası, Semizotu Salatası, Zeytinyağlı Fasulye, Siyah Nohutlu Kale Lahanası, Köfte, Erişte, Yoğurtlu Karnabahar ve tatlı olarak da Tahinli İncir. Evet bu saydıklarımın hepsi tek bir öğün içinde ve bundan yaklaşık 6 saat sonra bambaşka bir içerik ve çeşitlilik ile yine leziz bir menü karşınızda boy gösteriyor. Özetle, yediğimiz her şeyden, servis anlayışından, çalışanların çok ilgili oluşlarından oldukça memnun kaldık.


Değinmeden geçmeyelim istediğimiz birtakım aktivitelerden de bahsedelim. Akıllarda Narköy’de insan ne yapar, vakit nasıl geçer gibi sorular olabilir. Yemek zamanlarının haricinde Narköy’de çok cazip orman yürüyüşleri, çiftlik gezintileri ve ekmek, peynir yapımı atölyeleri başta olmak üzere daha birçok aktivite seçeneği sizlere sunuluyor. Kandıra’nın bol yeşilli doğası bilhassa orman yürüyüşlerini oldukça çekici hale getiriyor. Ormanın içinde bulunan hamaklara uzanıp, geçen zamanı aldırmaksızın, kitap okuyabilir, ormanın bahşettiği huzura teslim olup şekerleme yapabilirsiniz mesela.


Veya Karadeniz’in arsız ve hırçın sularına girmeden olmaz diyeniniz varsa da, sizi de es geçmeyelim. Biz sabahları erken kalkıp araba ile 10 dakikalık mesafede bulunan Kovanağzı Plajı’na (Kefken) gittik. Koyda henüz in cin top oynuyorken de, denize girmekten büyük bir keyfi aldık.


Dönüş yolunda aklımızdan Narköy ve onun öz değerleri geçiyor. Route to Seed’in ilk durağı olmasından ötürü çok mutluyuz, aklımızdaki bu proje için daha yakışan bir başlangıç olmazdı. Elbette Narköy’ün temsil ettiği değerler, orada geçirdiğiniz zamanla sınırlı kalmamalı. İnsan, Narköy’de gördüklerini kendi hayatına taşımayı denerse eğer ancak Narköy gibi denemelerin de sayısı artacaktır. Bugünden tezi yok, eğer 3 günlük deneyimimizden damıttıklarımızla hayatı bir parça da olsa daha basit, sade ve derinden yaşamayı başarabileceksek Narköy’ün payı bundan büyük olacak. Deneyip, göreceğiz.

Sana şimdiden teşekkür ederiz Narköy!

***

Kaynak:

Upserve | History of Farm-Table Movement

https://upserve.com/restaurant-insider/history-farm-table-movement/

0 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör