Romantik Rota’nın İzinde: Güney Almanya’yı Arabayla Keşfederken!



Bundan tam 1 yıl kadar önce henüz Pandemi (Covid-19) hayatlarımızda sadece TED Talks’ta yapılmış bir Bill Gates konuşmasından ibaretken, dünyanın en popüler seyahat rotaları arasında gösterilen Romantische Straße’yi deneyimleyelim, İstanbul’daki rutin hayatlarımızdan kısa bir süreliğine uzaklaşarak, yazımızdan arttırdığımız 5 günü Güney Almanya’yı keşfe ayıralım istemiştik.


Bu geçen 1 yılın ardından, olağanüstü şartlar gereği bu yazımızı yeni bir roadtrip rotası ile taçlandıramıyoruz. Onun yerine, geçtiğimiz yazı elimizdeki video ve fotoğraflarla yad ederken aynı zamanda da derli toplu bir Romantische Straße yazısını sizlerle paylaşalım istedik.

İnanıyoruz ki, aşağıda sıralayacağımız birçok sebepten ötürü, hayat umuyoruz ki hızlıca normale döndüğünde ve gezmek bir lüks olmaktan çıktığında Romantische Straße aklınızdaki seyahat rotalarının başında gelecek. O zaman dek, haydi gelin anılarımıza siz de ortak olun.


Öncelikle Romantik Rota’nın dünya üzerinde arabayla gezilecek en bütçe dostu rotalardan biri olduğunu belirterek başlayalım. Evet biliyorum 8 TL’ye göz kırpan Euro her ne kadar samimiyetimi sorgulatsa da; bir İtalya, İspanya veya Portekiz’e kıyasla çok daha uyguna gelecektir. Uçuşların Münih merkezli olması öncelikli sebep. Normal bir zamanda, Münih’e günde 4-5 uçuş oluyor ve ücretler yukarıda saydığım ülkelere göre her zaman daha ucuz. Araba fiyatlarına gelince, araba kiralamak Avrupa’da çok yaygın olduğundan standart bir araç için 30 – 40 Euro bandında günlük kiralama ücretleri ile karşılaşıyorsunuz. Otel konusu da kesinlikle bütçenizde tasarruf yapacağınız kalemler arasında; zaten sürekli yolda olacağınız için otellerde kalış süreleriniz oldukça kısıtlı, bu durumda temiz, sade ve uygun ücretli otelleri tercih edebilirsiniz. Yani aşağı yukarı 70-80 Euro bandında çift kişilik otel odaları bulunabiliyor. Yemek konusunu da oldukça iyi yönetmeniz mümkün. Sabahları kaldığınız otelde hem kahvaltı yapabilir, ya oradan ya da marketten alacağınız ürünlerle yolluk hazırlayacak olursanız rota bütünüyle fiyat – performans anlamında en’lerinize girmeye aday.


Romantik Rota, orijinal güzergahı esas alındığında Würzburg’tan başlıyor, Avusturya sınırına yakın bir noktada, Füssen kasabasında sona eriyor. Kitabına uygun bir biçimde bu güzergaha sadık kalırsanız, irili ufaklı 29 şehri ve 450 kilometre civarı bir yolu arkanızda bırakmış oluyorsunuz.


Başlangıç Noktamız Münih Havalimanı


Biz bu güzergahın dışında, alternatif bir rota belirledik kendimize. Hem geliş hem de dönüşümüz Münih üzerinden gerçekleştiği için, eğer sizin de seyahatiniz bu şekilde planlandı ise 4 gece, 5 günlük bir süre için bizim rotamızın oldukça doyurucu olduğu kanaatindeyiz.

İçinden geçtiğimiz, kısa yol molaları verdiğimiz ufak köy ve kasabaları saymayacak olursak, bizim rotamız sıralı bir biçimde tam olarak şöyle gerçekleşti.


  1. Münich – Havalimandan arabamızı alıp yola çıktık.

  2. Hohenschwangau

  3. Augsburg – Gece Konaklama

  4. Harburg

  5. Dinkelbühl

  6. Rothenburg ob der Tauber – Gece Konaklama

  7. Würzburg

  8. Bamberg – Gece Konaklama

  9. Münich – Gece Konaklama; arabayı şehir içinde teslim edip, 1 gece de burada konaklayarak, uçak saatine kadar şehrin altını üstüne getirdik.

Romantik Rota’nın büyük bir kısmı Bavyera eyaleti sınırlarında yer alıyor. Güney Almanya’yı; gölleriyle, ormanlarıyla son derece iyi korunmuş bir doğa, Ortaçağ esintili köyler, kaleler ve şatolarla özetleyecek olursak herhalde yanlış yapmış olmayız.


Münih’ten 2 saatlik bir araba yolculuğunun ardından varacağınız Hohenschwangau’da sizi iki görkemli şato bekliyor. Bunlardan bir tanesine büyük bir olasılıkla bilmiyor olsanız dahi, izlediğiniz Disney filmlerinden veya Uyuyan Güzel Masalı’ndan göz aşinalığınız olabilir. Zira Kral II. Ludwig tarafından inşa ettirilen Neuschwanstein Şatosu’nun o eşsiz mimarisi, Walt Disney’in eşi ile gerçekleştirdikleri Avrupa seyahatlerinde, Disney Ailesi’nin büyülenmesine ve bu şatoyu bir esin kaynağı olarak görmelerine yetiyor. Nitekim hem Walt Disney Pictures logosunda hem de Uyuyan Güzel Masalı’nın resmedildiği şatoda Neuschwanstein’ın izlerini görebiliyoruz.


Hohenschwangau’nun bir diğer şatosu ise, Kral II. Ludwig’in babası Kral II. Maximillian tarafından yaptırılan Hohenschwangau Şatosu. Baba-oğul arasındaki ilişkiyi ve Kral II. Ludwig’in bu görkemli şatoyu yaptırırken başından geçenlerin trajik hikayesini buraya gelmeden okumanızı tavsiye ederiz. II. Ludwig, hayal gücü kuvvetli olan ve dünyevi meselelere fazla ayak uyduramamış bir kral. Gözlerden ırak, insanlardan azade yaşamanın fantezisini kurduğu bu şato, bugün yıllık 1,5 Milyonun üzerinde turist ziyareti ile Almanya’nın en çok rağbet kültürel miraslarının başını çekiyor.


Biz şansımıza bol yağmurlu ve sisli bir günde bu 2 şatoyu gezdik. Bilhassa Neuschwanstein Şatosu’nu internette arattığınızda karşınıza çıkan, o kusursuz netliğe sahip, pürüzsüz cazibesini ne yazık ki yakından göremedik ancak şikayetçi de değiliz, çünkü yağmurlu havanın da kendi has başka güzellikleri oluyor.


Augsburg rotamızdaki nadir büyük şehirlerden bir tanesi. Bayern eyaletinin Münih ve Nürnberg’ten sonra gelen 3. büyük şehri konumunda. Avrupa’nın bir çok şehrinde olduğu üzere; merkezi büyük bir kilise, belediye binası, geniş bir meydan ve bunun çevresinde genişleyen bir şehir özelliğine sahip Augsburg. Biz gecemizi buradan geçirdik, takip eden gün öğle saatlerine kadar eski şehrin sokaklarını arşınladık. Sakin, şık bir şehir olarak anıyoruz burayı, oldukça mutlu arkamızda bırakıyoruz.


Harburg, Dinkelsbühl ve Rothenburg ob der Tauber rotamızın Ortaçağ esintili durakları. Bilhassa Dinkelsbühl ve Rothenburg , Ortaçağ Almanyası’nın simge şehirleri. Buraları görünce aklımızda oluşan ilk imge, ilk okulda resim derslerinde çizmeye çalıştığımız evler oluyor. Masum hayal güçlerimizde o günlerde ev denildiğinde zihnimizde basit dikdörtgen bir gövde ve hemen üzerinde üçgen bir çatı beliriyordu. İşte bu iki yerde de, birbirine çok yakın olarak inşa edilmiş, adeta ilkokul günlerimizden çıkagelen o rengarenk evleri görüyoruz. Bu 3 şehrin de, çok iyi korunmuş olmaları, tarihi niteliklerini kaybetmeyişleri ve tertemiz sokakları, zihnimizde yer eden diğer güçlü imgeler.


Şarap ve Bağcılık


Würzburg ve Bamberg ise yolculuğumuzun bizde en fazla iz bırakan adresleri oldu. Würzburg, 17. Yüzyıl’dan bu yana tam anlamıyla bir şarap kenti. Verimli bağlarla dolu Frankonya ismiyle de tarif edilen bölgenin önemli bir noktası olan Würzburg’a, eğer şarap ve bağcılık konusunda ilgiliyseniz, daha uzun bir vakit de ayırabilirsiniz. Şarap tadımları eşliğinde yapılan bağ turlarına katılarak bölgenin özelliklerini yakından keşfedebilirsiniz. Biz mesela şehrin merkezinde bulunan Tourist Infoofisinden Würzburger Weinkarte ismiyle geçen kupondan almıştık. Bu kupon şehirde bulunan 5 farklı şarap evinden birer kadeh şarap içmenize imkan tanıyor. Tadım yapmak ve farklı mekanları keşfetmek için oldukça iyi bir yöntem. Bölgenin en meşhur şarabı, bölgenin kendi mahsulü olan Silvaner üzümünden üretilen beyaz şarapları. Bu şaraplar alışık olduğumuz şişe formunun dışında Bocksbeutel ismini taşıyan eliptik formlu şişelerde saklanıyor. Yine bölge toprağının yapısı ve Main nehrinin ılıman etkisinden dolayı, bu bölgenin şarapları yüksek minarelli bir yapıya ve asiditeye sahip oluyorlar.


Bamberg ise aslında Romantik Rota’nın bir parçası değil ancak Münih’e dönüş yolunda güzelliğine kayıtsız kalamayarak bir gecemizi de burada geçirdik. Şehir sizi bir Akdeniz havasıyla karşılıyor, sanki İtalya’dasınız. Zaten buraya küçük Venedik ismini yakıştırıyorlar. Bamberg’e hiç olmazsa 2-3 saatinizi ayırın, pişman olmayacaksınız. Bir pub’a oturup patates kızartması yerken ve şehrin kendi mahsulü olan Rauchbier’ı yudumlarken biz Bamberg’te yaşamanın nasıl bir şey olacağını hayal etmedik değil.


Hitler Sonrası Almanya’nın İmaj Projesi


Son olarak da, sizlere Romantik Rota’nın biraz tarihsel altyapısından bahsetmek isteriz. İlgi çekici olduğu fikrini taşıyoruz, zira biz ilk okuduğumuzda epey etkilenmiştik. Romantik Rota projesi ilk kez 1950’lerin başında ortaya atılıyor. En yalın ifadesi ile bir imaj yenileme projesi. O günlerin siyasi ortamını düşündüğümüzde, Hitler Almanya’sı belki geride kalmış ancak tüm dünyanın gözünde Almanya korku ve terörle anılıyor. Hatta Avrupa’nın önde gelen elitleri Almanya’nın Avrupa kültürünün bir parçası olup olmadığı tartışıyor. İşte böyle bir dönemde, ülke imajını yükseltmek ve turizmi canlandırmak için Güney Almanya’da bulunan bir çok kültürel miras oluşturulan turistik bir rota ile yeniden yorumlanıyor. Nitekim bu pazarlama projesi başarılı olmakla kalmayıp, aynı zamanda Almanya’nın Avrupa Kültürü’nün eşsiz bir parçasına sahip olduğunu tüm dünyanın gözü önüne seriyor.

Nitekim bugün hem Brezilya’da hem de Güney Kore’de Romantik Rota’dan esinlenerek oluşturulmuş benzer turistik rotaları görmek mümkün.


Onca güzelliğimiz var biz niye kendi değerlerimizi pazarlayamıyoruz” yakarışları içerisinde bir bakmışız Sabiha Gökçen’deyiz.


Esen kalın!

3 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör