Topraksız Tarım: Gelecek Mi Yoksa Bugün Mü ?





Türkiye neredeyse insanoğlunun yolculuğu ile yaşıt, köklü ve çok bereketli topraklara sahip bir ülke. Bu kadim coğrafya, asırlar boyu üzerinde yaşamış olan farklı medeniyetlere sahip olduğu bütün nimetleri bonkörce sunmuş. Nitekim, bugün dünyanın neresine giderseniz gidin, göçebelikten yerleşik hayata geçen insanın hikayesini okumaya kalktığınızda, tarih kitapları size bu coğrafyayı işaret edecektir. Rivayet odur ki, bu topraklar ilk buğdayı, ilk ekmeği hatta ilk birayı ve ilk şarabı ortak dünya kültür mirasına sunmuştur. Elbette buradaki vurgu bir “milli” vurgu asla değil, söz konusu olan bu kadim coğrafya ve onun hepimize ait olan derin kültürel mirası. Bu yönüyle, üzerinde yaşadığımız toprakları geleneksel tarımın doğum yeri olarak tanımlarsak herhalde yanlış yapmış olmayız.

Peki ya bugün? Geleneksel tarımın gitgide güç kaybettiği şu dönemde, teknolojik altyapılardan beslenen ve geleceğin tarımı olarak görülen topraksız tarımın da anavatanı olabilecek mi topraklar?

Hepimizin malumu ki, son yıllarda sınırlı üretim kapasitemizden ötürü, bugün en temel besin kaynaklarını dahi ithal etmeye başladık. Bir de üzerine küresel pandemi süreci geldi ki, korku ve endişe ile evlerimizde izole olduk, dış dünyaya olan bağımlılıklarımızı ve gereksinimlerimizi azaltmanın yollarını aradık. Kâh yapacağımız ekmek için kendi mayalarımızı oluşturduk, kâh evde yetiştirdiğimiz mikro yeşilliklerle sofralarımızı renklendirdik. Hal böyle olunca, artık tarım politikaları, yerel yetiştiricilik ve bu ekosistemin, üreticisinden alıcısına tüm bileşenleri hiç olmadığı kadar anlamlı bir pozisyona geldiler.


Bir diğer yandan da, Birleşmiş Milletler’in çatısı altından bulunan Gıda ve Tarım Örgütü’nün (Food and Agriculture Organization) verilerine göre 2050 yılında dünya nüfusunun 12 milyar olması bekleniyor. Aynı zamanda bu öngörüye göre, nüfusların %80’e yakın büyük bir çoğunluğu büyük kentlerde toplanacaklar.

Bugün bile dünyanın birçok noktasında gıda yetmezliği yaşanırken, artan insan sayısına karşın, geleneksel tarım yöntemlerinin kıtlıklara karşı bir çözüm olmayacağı konusunda uzmanlar bizleri uyarıyorlar.

Zira, geleneksel tarım artan popülasyonun ihtiyaçlarına cevap vermek isterken, daha fazla hormonlu ve daha az sağlıklı besinleri üretecek, kaynaklar zarara uğratılacak ve bu durum gelecek kuşaklar için asla sürdürülebilir olmayacak.


Elbette yapay zekadan beslenen topraksız tarım tüm sorunların tek çözümü olmasa da, sunduğu avantajlar sayesinde herkese büyük bir umut kaynağı olduğu su götürmez bir gerçek. Geleceğin tarımından bahsedildiğinde Topraksız Tarım ile birlikte Dikey Tarım, Suda Tarım, Kentsel Tarım gibi ilintili diğer konseptleri de duyuyoruz. Bu konseptlerin hepsinin ortak paydası, teknolojinin rehberliğinde üretim kapasitesini arttırmak, maliyetleri aşağıya çekmek ve çevresel etmenler açısından sürdürebilir bir modeli öne sürmektir.

Dikey Tarım – Topraksız Tarım Nasıl İşler, Avantajları Nedir?


En yalın anlatımıyla, topraksız dikey tarım herhangi bir toprak kullanımı olmadan, bitkinin ihtiyaç duyduğu minerallerin su yoluyla bitkiye verildiği tarımcılık yöntemidir.


Nasıl yani bitki topraksız yaşar mı? Bu konuyu araştırmadan önce bizim de ilk tepkimiz bu şekilde olmuştu. Ancak bilinenin aksine, bitkilerin ihtiyacı olan şey toprağın kendisi değildir, aksine toprağın onların gelişimleri için sağladığı vitamin ve minerallerdir. Bunu da topraksız ortamda, suya ilave edilecek besin solüsyonlarıyla pekala sağlamak mümkün. Üstelik tüm süreç kapalı ve kontrolün tamamen sizde olduğu bir ortamda yapıldığı için, toprağın bitkiyi karşı karşıya bıraktığı yabani otların, böceklerin ve hastalıkların da önüne geçilebiliyor.

Avantajlara gelecek olursak, bir çok önemli özelliği sıralayabiliriz.


Öncelikli olarak, topraksız dikey tarım bize her mevsimde her bitkiyi yetiştirme olanağı sağlıyor. Ayrıca da, dikey yapı sayesinde diğer tekniklere göre daha fazla yetiştirme alanı elde ediyorsunuz.

Yalnızca üretim kapasiteniz artmıyor, aynı zamanda da hasat süreniz kısalıyor.

Uzun vadede, geleneksel tarıma göre ciddi manada mali bir üstünlük yaratıyor. Mesela su ihtiyacı çok daha az oluyor. Dikey tarım alanları, bulunduğunuz yerde veya kentin stratejik noktalarında konumlandırılabileceği için, lojistik giderleri gündeminizden çıkarıyorsunuz. Gelelim en can alıcı noktaya, topraksız tarımın gelecek ile ilişkilendirildiği kısma: Teknolojik takip sistemi.


IoT tabanlı gelişmiş algoritmalar sayesinde, ekilen tüm ürünlerin sıcaklık, nem, CO2, pH ve ışık gibi değerlerini kontrol edebiliyor ve hasadınızın ne durumda olduğunu öğrenebiliyor ve süreçlere müdahale edebiliyorsunuz.


Soya filizinden çileğe, fesleğenden maydanoza, kekikten brüksel lahanasına daha birçok şey bugünün teknoloji ile topraksız tarım ile üretilip hasat edilebiliyor. Geleneksel tarımda ürettiğiniz, dikey tarımda bugün için henüz elde edilemeyen ne varsa ilerleyen dönemde yapılacak laboratuvar çalışmalar doğrultusunda şüphesiz üretilebilir hale gelecekler.

Topraksız dikey tarım, bizim için oldukça yeni bir alan olsa da, esasen gelişmiş ülkeler için 2000’lerin başından bu yana yatırımların yapıldığı, teknolojilerin üretildiği bir çalışma konusu. Güney Kore, Çin, Almanya, Danimarka ve Birleşik Devletler gibi ülkelerin topraksız tarım konusunda önemli ilerlemeler kaydettiğini görüyoruz.

Türkiye’de Topraksız Tarım ve Girişimler


Türkiye’de ise topraksız tarıma yatırım yapmaya hevesli kimseler için devletin teşvik uyguladığını biliyoruz. Aynı zamanda sayıları çok fazla olmasa da girişimci ekosisteminin de topraksız tarıma kayıtsız kalmadığını görüyoruz. Araştırmalarımız doğrultusunda, bu girişimlerden en büyük çaplı olanlarının başını ForFarming çekiyor. ForFarming, yapay zeka destekli, IoT tabanlı, takip edilebilir, kontrol edilebilir ve raporlanabilir bir tarım teknolojisi. Zaten ilgilisinin de dikkatini çekmiştir, ForFarming çözümlerini yakın bir zaman önce CarrefourSA marketlerinde görmeye başladık. Bir diğer girişim ise vahaa. vahaa daha butik ölçekte bir girişim, onlar da bu teknolojiyi evlere ve ofislere götürmeyi hedefliyorlar. Doğrusu, her iki girişimin de projeleri oldukça vizyoner ve takdire şayan.


Topraksız tarımın bir de restoran bacağı var. Önümüzde bir New York City örneği bulunuyor. Kentin stratejik noktalarında dikey tarım tesisleri kurulu ve buralarda yetiştiricilik yapılıyor. Hatta şehrin lüks restoranları da “Farm-to-table” (Tarladan Tabağa) sosyal hareketine uyumlu olarak mutfaklarına giren ürünleri bu noktalardan temin ediyorlar. Eğer daha fazla detay edinmek istiyorsanız, Farm.One firmasının çalışmalarını takip etmenizi öneriyoruz.


Türkiye’de restoranlar ölçeğinde kentsel tarımcılık henüz yaygın değil. Ancak bir iki sene içerisinde sayıların artacağını hep birlikte gözlemleyeceğiz. Yaptığımız araştırmalarda, karşımıza bir tek Taksim’de bulunan Ek Biç Ye İç çıktı. “Olabildiğince Yerel, Mümkün Olduğunca ‘Organik’, Elimizden Geldiğince Sürdürülebilir ” söylemi ile bir hayali hayata geçiren Ek Biç Ye İç, kentsel tarımcılığın en saf örneği. El emeği ile üretip topladıkları kendi hasatlarına mutfaklarında yer veriyorlar.


Sözlerimizi toparlamak gerekirse; topraksız tarımı yarına öteleyecek bir lüksümüz bulunmuyor. Gelecek tam olarak bugünden başlıyor.

***

Kaynakça

  • Türk Tarım Orman: “Tarımsal Üretimde Yeni Sistem: Dikey Seralar“

http://www.turktarim.gov.tr/Haber/211/tarimsal-uretimde-yeni-sistem-dikey-seralar-/

  • For Farming: “Topraksız Tarımın Önemi”

https://www.forfarming.co/tr/topraksiz-tarimin-onemi/

2 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör